RSS / XML
$1.7530
€2.3180
IMKB61,272
Foto Galeri
Video Galeri
Bu haber 12 Temmuz 2010, Pazartesi 20:08:04 tarihnde eklendi. 2384 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İsrail ve yaptığı Arap Savaşları

Bu yazımızda, İsrail in nasıl olupta 300 bin nüfusu ile , toplam ı 160 milyona ulaşan Arap devletlerin neredeyse tümüne aynı sava girebilmesi ve sonuçlarını inceleyecegiz ..
İsrail ve yaptığı Arap SavaÅŸları  

Taraflar
İsrail bayrağı İsrail Flag of United Arab Republic.svg Mısır
Flag of Iraq (1963-1991).svg Suriye
Flag of Jordan.svg Ürdün
destekleyen ülkeler
Flag of Iraq (1963-1991).svg Irak
Flag of Saudi Arabia.svg Suudi Arabistan
Flag of Sudan.svg Sudan
Flag of Tunisia.svg Tunus
Flag of Morocco.svg Fas
Flag of Algeria.svg Cezayir

Kumandanlar
İsrail bayrağı İzak Rabin,
İsrail bayrağı Moşe Dayan,
İsrail bayrağı Uzi Narkiss,
İsrail bayrağı Israel Tal,
İsrail bayrağı Mordechai Hod,
İsrail bayrağı Ariel Sharon
Flag of United Arab Republic.svg Abdel Hakim Amer,
Flag of United Arab Republic.svg Abdul Munim Riad,
Flag of Jordan.svg Zaid ibn Shaker,
Flag of Iraq (1963-1991).svg Hafız Esad
Güçler
264,000 asker (214.000 yedek kuvvet dahil)
300 savaÅŸ uçağı
800 tank[1]
Mısır: 240,000
Suriye, Ürdün ve Irak:307,000
957 savaÅŸ uçağı
2,504 tank[2]
Kayıplar
800 ölü,
2,563 yaralı,
15 esir,
46 uçak kaybı[3]
(İsrail'in ileri sürdüÄŸü kayıplar)
Mısır- 11,500 ölü, 20,000 yaralı; Ürdün- 700 ölü, 2,500 yaralı, Suriye- 2,500 ölü, 5,000 yaralı; Irak- 10 ölü, 30 yaralı
Toplam- 21,000 ölü, 45,000 yaralı,
6,000 esir
400'den fazla uçak kaybı
(tahminler)
 

 

Arap-İsrail SavaÅŸları, 20. yüzyılın ikinci yarısında OrtadoÄŸu bölgesinde yaÅŸanan savaÅŸları dizisidir. II. Dünya Savaşı'nın bitmesinin ardından kurulan İsrail ile çevresindeki Arap Devletleri (baÅŸlıca Mısır, Suriye, Ürdün ve Filistin) arasında yapılmıştır. Bu savaÅŸların sonucunda doÄŸan Filistin Sorunu hala çözülememiÅŸ ve günümüze kadar gelmiÅŸtir.

Bu savaşlardan başlıcaları şunlardır:

Birinci Arap-İsrail Savaşı, Filistin'de İngiliz manda rejiminin sona ermesinin hemen ardından 14 Mayıs 1948'de, Tel-Aviv'de toplanan Yahudi Milli Konseyi, yayınladığı bir bildiri ile İsrail Devleti’nin kurulduÄŸunu ilan etti. Bunun hemen ardından ABD ve ertesi gün de Sovyetler BirliÄŸi İsrail'i tanıdığını açıkladı. Bu geliÅŸmelerin öncesinde ise İngiliz birlikleri bölgeyi terk etmeye baÅŸlamışlardı bile.

İsrail Devleti’nin kuruluÅŸunun ilan edilmesinden birkaç saat sonra Arap BirliÄŸi İsrail'e savaÅŸ açtı. Mısır, Ürdün, Suriye ve Irak kuvvetleri üç yönden saldırıya geçerek önemli ilerlemeler kaydettiler.

Ancak İsrail'in planlı savunması üzerine savaÅŸ Araplar aleyhine dönüÅŸtü.

İsrail savaÅŸ sonunda 1947'de taksim planı ile elde ettiÄŸi %56’lık Filistin toprağını % 78’e çıkardı. 700.000 Filistinli, evlerini terk etmek zorunda kalarak komÅŸu ülkelere veya Arapların yoÄŸun olduÄŸu bölgelere sığındılar. Yurtlarını terk eden Filistinliler'den 250.000’i Gazze’ye yerleÅŸtirildi. Filistinlilerin baÅŸka ülkelere göçü ve Yahudilerin Filistin’de gün geçtikçe artan nüfusu, demografik yapının bölgenin asıl yerleÅŸik halkı olan Araplar aleyhine dönüÅŸmesine neden oldu ve bugüne kadar süregelen Filistinli mülteciler sorunu baÅŸladı. Benzer ÅŸekilde 1948 -1952 aarasında Arap ülkelerinde yaÅŸayan bir milyon kadar yahudi ülkelerinden kovuldu. Bu mültecilerin çoÄŸu İsrail'e yerleÅŸti.

İsrail savaÅŸ sonunda savaÅŸtığı her Arap ülkesi ile ayrı ayrı ateÅŸkes anlaÅŸmaları imzaladı. SavaÅŸa girmiÅŸ olan Ürdün Batı Åžeria'ya, Mısır da Gazze Åžeridi’ne asker yığdı. Kudüs’ün kontrolü ise batıda İsrail, doÄŸuda Ürdün arasında bölündü. Gazze Mısır'ın oldu.

1948 savaşı sonrasında savaÅŸa katılan Arap ülkelerinde siyasi rejim deÄŸiÅŸikliÄŸine varan karışıklıklar yaÅŸandı. En önemli deÄŸiÅŸiklik Mısır'da gerçekleÅŸti. Mısır'da Kral Faruk bir darbe ile tahttan indirilerek yerine General Necib getirildi.

SavaÅŸtan en karlı çıkan taraf İsrail oldu. 1914’te 85.000, 1943'te 539.000, 1946’da 608.000, 1947’de 650.000 olan Filistin'deki Yahudi nüfusu, savaÅŸ sonrası anlaÅŸmaların imzalandığı 1949 yılında 758.000’e ulaÅŸtı. Ürdün israil ile birlikte en çok toprak kazanan ülkedir. 

1950'lere gelindiÄŸinde Mısır'da egemen bir devlet kurulmuÅŸ olmasına raÄŸmen SüveyÅŸ Kanalı'nın denetimi Batılı Devletler'in kontrol ettiÄŸi Kanal Åžirketi'ndeydi. ÅžüveyÅŸ kanalı yoluyla baÅŸta BirleÅŸik Krallık ve Fransa olmak üzere pekçok Batı Avrupa devleti, Körfez ülkelerinden petrol alıyordu.

Mısır'da 1952 yılında iktidara gelen Cemal Abdülnasır, ülkesini askeri yönden güçlendirmeye ve İsrail karşısında üstün duruma geçmeye çok önem verdi. Bu amaçla, Sovyetler BirliÄŸi'ne yaklaÅŸmaya ve Çekoslovakya üstünden silah almaya baÅŸladı. Ayrıca, Asuan Barajı'nı bitirip, ülkenin ekonomik kalkınmasını saÄŸlamak istiyordu. Fakat bunlar için büyük miktarda mali yardıma ihtiyacı vardı. ABD ve BirleÅŸik Krallık'tan kredi almayı denediyse de, bu iki ülke Mısır'ın DoÄŸu BloÄŸu'ndan silah alması ve İsrail karşıtı militanları desteklemesi sebebiyle kredi vermediler.

Bunun üzerine Nasır, ihtiyacı olan mali gücü saÄŸlamak için SüveyÅŸ Kanalı'nı iÅŸleten Kanal Åžirketi'ni milleÅŸtirdiÄŸini açıkladı. Kanal Åžirketi'nin hisselerinin deÄŸerini sahip devletlere ödeyeceÄŸini açıkladıysada, bu karar BirleÅŸik Krallık ve Fransa'dan çok büyük tepki aldı. Çünkü, bu iki devlet için SüveyÅŸ Kanalı, Basra Körfezi'ndeki devletlerden aldıkları petrolün taşınması için çok önemliydi. Bu nedenle burada, Sovyetler'e yanaÅŸmaya baÅŸlayan Mısır'ın denetim kurması tehlikeliydi. Ayrıca çok karlı olan Kanal Åžirketi hisselerini Mısır'a devretmek istemiyorlardı.

Birleşik Krallık, Fransa ve İsrail Anlaşması [değiştir]

AnlaÅŸmazlığı çözmek için toplanan Londra Konferansı'ndan sonuç çıkmadı. Bunun üzerine BirleÅŸik Krallık baÅŸbakanı Antony Eden Paris'e gitti. Paris dışındaki Sevr'de toplanan BirleÅŸik Krallık, Fransa ve İsrail Mısır'a askeri müdahele kararı aldı. Buna göre İsrail Mısır'a saldıracak, BirleÅŸik Krallık ve Fransa ise savaÅŸanları ayırmak bahanesiyle bölgeye asker çıkartıp kanalı iÅŸgal edeceklerdi. İki ülke arasındaki çatışmalar durdurulduktan sonra ise, “daha baÅŸka çatışmaları önlemek ve dünya ticaretinin bölge savaÅŸlarından etkilenmemesini saÄŸlamak” amacıyla bölgede kalıcı bir Britanyalı-Fransız birliÄŸi konuÅŸlandırılacaktı.

Birleşik Krallık ve Fransa'nın Saldırısı [değiştir]

AnlaÅŸmaya göre İsrail 29 Ekim 1956'da Sina yarımadasını iÅŸgale baÅŸladı. Derhal harekete geçen BirleÅŸik Krallık ve Fransa, Mısır'a bölgeye asker yollayarak “savaşı durdurmayı” önerdi. Nasır'ın bunu reddetmesinin ardından ise iki devlet askeri harekata baÅŸladı. BirleÅŸik Krallık'tan ve Fransa'dan birçok uçak gemisinin katıldığı harekat 5 Kasım'a kadar hava saldırısı; sonrasında ise paraÅŸütçü birliklerin indirilmesi ÅŸeklinde gerçekleÅŸti.

Taktik açıdan harekat çok baÅŸarılı oldu. Britanyalı ve Fransız birlikleri, Mısır birliklerini yenip kolayca kanalı ele geçirdi ve bölgeye hakim oldu.

Savaşın bitişi ve barış [değiştir]

Sovyetler ve ABD'nin Tepkisi [deÄŸiÅŸtir]

Hem Sovyetler BirliÄŸi, hem de Amerika BirleÅŸik Devletleri bu saldırıya karşı cephe aldılar. ABD ve Sovyetler'in savaÅŸa karşı ortak tavır koymaları, SoÄŸuk SavaÅŸ'ın ender olaylarından biridir. Sovyetler'in, Mısır'dan çekilmemeleri durumunda Paris ve Londra'ya nükleer saldırı yapma tehdidi sonrasında BirleÅŸik Krallık ve Fransa ateÅŸkes ilan edip geri çekilmek zorunda kaldı. Kasım'da baÅŸlayan geri çekilme Aralık ayında tamamlandı.

Amerika BirleÅŸik Devletleri, Sovyetler'in DoÄŸu Avrupa'da yayılmasına büyük tepki gösterdiÄŸi halde kendi müttefiklerinin benzer emperyalist amaçlar için savaÅŸması karşısında hem kendi içinde hem de uluslararası ortamda tepki görmüÅŸtü. Bu nedenle harekata karşı çıkmış ve Sovyetler’in saldırı tehdidi karşısında BirleÅŸik Krallık ve Fransa'yı yalnız bırakmıştır. Ayrıca Amerika BirleÅŸik Devletleri, SüveyÅŸ Krizi'nin daha büyük bir çatışmaya dönüÅŸmesi ve DoÄŸu/Batı Blokları arasında bir savaÅŸ ÅŸeklini almasından korkuyordu.

ABD'nin bu harekata karşı olmasındaki diÄŸer bir neden ise, bu savaÅŸla bölgedeki Batı karşıtı akımların güçlenip Arap ülkelerinin Sovyetler'e yanaÅŸmasıydı. Petrol sebebiyle çok önemli olan bu bölgede Sovyet etkisi, ABD için kabul edilemez olurdu.

BirleÅŸmiÅŸ Milletler Barış Gücü [deÄŸiÅŸtir]

SavaÅŸ’ın sonlanmasıyla, Kanada DışiÅŸleri Bakanı Lester Pearson, BirleÅŸmiÅŸ Milletler Barış Gücü kurularak Gazze Åžeridi’ne ve Sina Yarımadası’na yerleÅŸtirilmesini önerdi. Birçok ülkenin katılımıyla oluÅŸturulan bu gücün “barış saÄŸlanıncaya kadar Mısır ve İsrail'in savaÅŸmasını engellemek” sorumluluÄŸunu üstlenmesi gerekiyordu.

1967’ye kadar bölgede kalan Barış Gücü, bu tarihte çekilmiÅŸ ve hemen ardından Altı Gün Savaşı çıkmıştır.

Savaşın sonuçları [deÄŸiÅŸtir]

SüveyÅŸ Krizi'nin en verdiler sonucu, Avrupa Devletleri'nin zayıflığını göstermesi oldu. Yarım yüzyıl öncesinde dünyaya mutlak egemen olan BirleÅŸik Krallık ve Fransa'nın artık ABD'nin askeri desteÄŸi olmadan hareket edemeyeceÄŸi ortaya çıkmıştı. Bu, dünya hakimiyetinin Avrupa'dan ABD ve Sovyetler'e geçtiÄŸinin ilanı olmuÅŸtur.

SüveyÅŸ Krizi, BirleÅŸik Krallık'ın Falkland Adaları Savaşı'na kadar ABD'nin desteÄŸi olmadan yaptığı son harekattır. Bu süre içinde BirleÅŸik Krallık, askeri harekatlarında hep ABD'nin desteÄŸini arayacaktır.

Fransa'da ise General de Gaulle, Fransa'nın dış politika amaçları için ABD'ye güvenemeyeceÄŸini anlamıştır. İktidara geldikten sonra de Gaulle, Fransa'nın bağımsız bir politika izleyebilmesi için nükleer silah geliÅŸtirilmesine baÅŸlayacak ve Fransa'yı NATO'nun askeri kanadından çekecektir.

SüveyÅŸ Krizi'nden Nasır, Arap dünyasının en güçlü lideri olarak çıktı. Mısır, savaşı kaybetmiÅŸ ve büyük asker kaybı vermiÅŸ olmasına raÄŸmen SüveyÅŸ Kanalı üzerinde denetimini kurmuÅŸtu. Mısır'da 1881 yılından beri var olan Britanyalı etkisi ortadan kaldırılmıştı.

SüveyÅŸ Krizi sonrasında Nasır yükselirken, BirleÅŸik Krallık'ta baÅŸbakan Antony Eden istifa etmek zorunda kalıyordu.

BirleÅŸik Krallık ve Fransa'nın zayıflığının ortaya çıkması ve Mısır'ın ayakta kalması kolonilerin bağımsızlaÅŸma sürecini hızlandırdı. Bu iki devletin kalan kolonileri ileriki yıllarda bağımsız oldular.

Mısır'ı kurtaran, BirleÅŸik Krallık ve Fransa'yı geri çekilmeye zorlayan, Sovyetler BirliÄŸi'ydi. Bu tarihten sonra bölgede Sovyetler'in prestiji hızla artmaya baÅŸladı.

SüveyÅŸ Krizi sonrası [deÄŸiÅŸtir]

1956 SüveyÅŸ Krizi, Mısır açısından askeri bir yenilgi, ancak politik bir zafer olmuÅŸtur. ABD ve Sovyetler BirliÄŸi'nden gelen ağır siyasi baskılar, İsrail'in kuvvetlerini Sina Yarımadası'ndan çekmesine yol açmıştır. 1956 savaşından sonra, Mısır sınır bölgesinin askerden arındırılması ve gerillaların sınırı geçip İsrail'e girmesini engellemek amaçlı bir BirleÅŸmiÅŸ Milletler Barış Gücü'nün, BirleÅŸmiÅŸ Milletler Acil Durum Kuvveti'nin yerleÅŸtirilmesine razı olmuÅŸtur. Mısır aynı zamanda önceki SüveyÅŸ Krizi'nde İsrail gemilerine kapatıp, krizin tırmanmasına sebep olan Tiran BoÄŸazı'nı tekrar açmayı kabul etti. Sonuç olarak İsrail-Mısır sınırı bir süre sakin kaldı.[5]

1956 krizi sonrasında bölgede sürdürülmesi mümkün olmayan bir denge oluÅŸtu. Bu dönemde hiçbir Arap ülkesi İsrail'i diplomatik olarak tanımamıştı. Suriye ise Sovyet BloÄŸu'ndan aldığı destekle 1960'ların başında İsrail'e karşı gerilla saldırılarına destek veriyordu.[6]

İsrail Ulusal Su Yolu [değiştir]

1964 yılında İsrail, ulusal su yolu projesi için Ürdün Nehri'nden su almaya baÅŸladı. Ertesi yıl ise Arap devletleri, Ürdün Nehri'nden gelen suyun İsrail'e akmamasına yol açacak planlarını devreye soktular. Bu plan İsrail'in ulusal su yolu kaynaklarını %35, ülkenin toplam su kaynağını ise %11 azaltacaktı.[7] İsrail Savunma Kuvvetleri (ISF) Suriye'de inÅŸa halinde olan baraj tesislerine Mart, Mayıs ve AÄŸustos 1965'de saldırılarda bulundu. Bu saldırılar Suriye - İsrail arasında savaÅŸa dek süren uzun sınır çatışmalarına yol açtı.[8]

İsrail ve Ürdün: Samu Olayı [deÄŸiÅŸtir]

12 Kasım 1966'da bir İsrail sınır devriyesi aracının mayına çarpası sonucu üç asker öldü, altısı yaralandı. İsrailliler mayının Batı Åžeria'daki El Samu'dan teröristlerce düzenlendiÄŸine inanıyorlardı. 13 Kasım sabahı son üç yılda barış için Abba Eban ve Golda Meir ile gizli görüÅŸmeler yapan Ürdün kralı Hüseyin, İsrail'deki baÄŸlantılarından İsrail'in Ürdün'e karşı bir saldırı planı olmadığı bilgisini aldı.[9] Ancak sabah 05.30'da "Filistin KurtuluÅŸ Örgütü'nün terörist aktiviteleri sebebiyle" İsrail kuvvetleri Ürdün kontrolü altındaki Batı Åžeria'da tümü Filistinli mültecilerden oluÅŸan 4,000 nüfuslu bir köy olan Es Samu'ya saldırdı.[10]

"Shredder Operasyonu" adı verilen bu saldırı, İsrail'in 1956'dan beri yaptığı en büyük askeri harekattı. Tanklar ve uçaklarla desteklenen 3,000-4,000 kiÅŸilik bir kuvvet, bir rezerv ve iki saldırı gücüne ayrıldı. Rezerv kuvvet sınırın İsrail yakasında kalırken, iki hücum grubu Ürdün kontrolündeki Batı Åžeria'ya girdi. Sekiz Centurion tankı, 40 üstü açık kamyonda 400 paraÅŸütçü ve on açık kamyonda yer alan 60 mühendis Samu'ya doÄŸru yol alırken üç tank ve 100 paraÅŸütçüden oluÅŸan daha küçük bir kuvvet daha küçük iki köye, Kirbet El-Markas ve Kirbet Jimba'ya yönlendi. Bu olay hakkında birbiriyle çeliÅŸen raporlar mevcuttur. Terrence Prittie'nin Eshkol: The Man and the Nation kitabına göre 50 ev havaya uçurulmuÅŸ, ancak içlerinde yaÅŸayanlar saatler önce tahliye edilmiÅŸtir. Ürdün'ün 48. Piyade Taburu, Binbaşı Esad Ghanma komutasında İsrail kuvvetlerine kuzeybatıdan saldırdı. KuzeydoÄŸudan yaklaÅŸan diÄŸer iki bölük İsrailliler tarafından karşılandı, bu sırada bir Ürdün müfrezesi iki 106 mm geri tepmesiz topuyla Samu'ya girmeyi baÅŸardı. Çatışmada üç Ürdünlü sivil, onbeÅŸ Ürdünlü asker öldü; kırkbeÅŸ asker ve doksanaltı sivil yaralandı. İsrail paraÅŸütçü taburunun komutanı Albay Yoav Shaham İsrail tarafının kaybıydı. Ayrıca on İsrail askeri de yaralandı.[11][12] İsrail hükümetine göre elli Ürdünlü ölmüÅŸtü, ancak bu rakam moral bozukluÄŸuna sebep vermemek ve Kral Hüseyin'e olan güveni yüksek tutmak amacıyla Ürdün'ce asla doÄŸrulanmadı.[13]

İki gün sonra ABD baÅŸkanı Johnson'a özel asistanı Walt Rostow tarafından ulaÅŸtırılan bir notta "geri çekilme bu noktada bir seçenek deÄŸildir. Tanklar ve uçaklarla desteklenmiÅŸ 3,000 kiÅŸilik bir saldırı provokasyon sınırları dışındadır ve yanlış hedefe yöneltilmiÅŸtir." yazmakta, ABD ve İsrail çıkarlarına verilen hasar anlatılmaktaydı: "Hüseyin ve İsrail arasındaki karşılıklı dengeyi yok ettiler... Hüseyin'i güçten düÅŸürdüler. 500 milyon dolar harcayıp İsrail'in en uzun sınırına, hem İsrail hem de Suriye ile Irak'a karşı denge faktörü olarak Hüseyin'i yerleÅŸtirdik. İsrail'in saldırısı Hüseyin üzerinde sadece daha radikal Arap devletlerinin deÄŸil, Ürdün'deki Filistinlilerin ve Ürdün ordusunun da karşı saldırı talepleriyle yüz yüze kalacak. Araplarla yapılan uzun süreli birikimi yok ettiler... Suriyeliler, İsrail'in Sovyet destekli Suriye'ye deÄŸil de ABD destekli Ürdün'e saldırmasından cesaret alabilirler."[14]

Ürdünlüler, Filistinliler ve Arap komÅŸularından Samu'yu korumadaki baÅŸarısızlığı sebebiyle yoÄŸun eleÅŸtirilere maruz kalan Hüseyin, 20 Kasım'da ülke çapında seferberlik ilan etti.[15]

25 Kasım'da BirleÅŸmiÅŸ Milletler Güvenlik Konseyi, 228 numaralı kararında "İsrail Hükümeti'nin 13 Kasım 1966'daki harekatı sebebiyle oluÅŸan can kaybı ve ağır hasar" sebebiyle "İsrail'in büyük çaplı askeri harekatı BM Hukuku'na ve genel ateÅŸkes anlaÅŸmasına karşı gelmek" anlamında deÄŸerlendirilmiÅŸtir. "İsrail'in devam edecek askeri harekatları gözardı edilmeyecek ve bu tipte bir olay tekrarlanırsa BM gerekli karşı önlemleri alacaktır."[16]

İsrail ve Suriye [değiştir]

Kral Hüseyin’in hayallerini boÅŸa çıkaran ve çoÄŸunlukla Ürdün üzerinden İsrail’e karşı yapılan destek saldırılarına ek olarak Suriye, silahsız bölgeler olarak anlaşılmış yerlerden, Golan Tepelerinden Galilee’ye giden İsrailli sivil mültecilere de bombardıman yapmaya baÅŸladı.

1966 yılında, Mısır ve Suriye, İsrail’e aynı yönden saldırmak amacıyla aralarında askeri bir antlaÅŸma imzaladı. Mısır DışiÅŸleri Bakanı Mahmud Riyad’a göre, Mısır, Sovyetler BirliÄŸinin "müÅŸterek savunma kanadına" girmeye ikna olmuÅŸtu. Sovyet bakış açısının iki önemli unsuru vardı:

  • İsrail’in Suriye’ye yapacağı cezalandırıcı saldırıları azaltmak,
  • Suriyelilerin, ılımlı etkileri ile gündemde olan Gamal Abdül Nasır’ın Mısır baÅŸkanı olması yönünde düÅŸünmelerini saÄŸlamak.
İsrail ve Suriye arasında yapılan, tartışılan bölgedeki toprağı iÅŸleme hakkını gösteren, 7 Nisan 1967 tarihinde Åžam'daki İngiliz ElçiliÄŸinden elde edilen DışiliÅŸkiler Ofisinin raporu.
Åžubat 1967’de Londra’ya yapılan bir ziyaret sırasında İsrail DışiliÅŸkileri Bakanı Abba Eban, gazetecilere, her ne kadar Araplar bu bildiriyi Suriye’ye karşı etkin bir cepheleÅŸme hareketı olarak görse de, İsrail’in “ümitlerini ve endiÅŸelerini” anlatmak amacıyla bir bildiride bulundu. Yıllar sonra İsrail Savunma Bakanı MoÅŸe Dayan savaÅŸ sebeblerinden farklı bir açıklamada bulundu: “Suriye sınırı boyunca ne bir tarla ne de bir mülteci kampı vardı. Sadece Suriye Ordusu vardı... Kibbutzim iyi tarımsal alanları gördü... ve Suriye bu alanları elde etmeyi düÅŸledi... Bu topraklar için olan açgözlülüklerini gizlemeyi bile teÅŸebbüs etmediler... Biz bu silahsızlandırılmış bölgede, toprağı sürmenin olanaksız olduÄŸu bazı alanlara bile bir traktör gönderdik. Suriyelilerin bu ÅŸartlar altında bize karşı saldırı baÅŸlatacağını biliyorduk. EÄŸer saldırmasalardı, Suriyelilerin öfkesi ve saldırısı bitene kadar ileri seviye traktörümüzü söylecektik. Ve sonra topçu desteÄŸimizi kullandık. Daha sonra da hava gücümüzü... Suriye, savaşın dördüncü günü bizi tehdit bile edemedi.”

7 Nisan 1967’de sınırda, Golan Tepeleri'ne gerçekleÅŸtirilen önemsiz bir hava saldırısı olayı savaşı tekrar kızıştırdı ve İsrail Hava Kuvvetleri'ne baÄŸlı Dassault Mirage III savaÅŸ uçakları tarafından altı Suriye MiG-21'in düÅŸürülmesine sebeb oldu. Tanklar, ağır havan topları ve topçu birlikleri, Tiberias Gölünün güneydoÄŸu kısmında kalan silahsızlandırılmış bölgedeki toprağı iÅŸleme hakkının tartışıldığı alandaki sınırın 76 km’lik uzantısında çeÅŸitli bölgelerde kullanıldı. Haftanın başında, Suriye, o alanda çalışan bir İsrail traktörüne iki kere saldırdı ve 7 Nisan sabahı geri döndüklerinde Suriye traktöre saldırmaya devam etti. İsraillilerin cevabı bölgede zırhlandırılmış traktörler ile toprağı iÅŸlemek oldu ve sonuç olarak saldırının uzun bir süre deÄŸiÅŸmesine sebeb oldu. İsrail, Suriye’ye karşı yaptığı hava saldırılarında 250 ve 500 kg’lık bombalar kullandı. Suriye’nin cevabı ise İsrail sınırlarındaki yerli halkı ağır topçu atışına tutmak oldu. İsrail buna misilleme olarak Sqoufiye köyündeki 40 evi hava saldırısı ile yok etti. 15:19’da Suriye topçuları Kibbutz Gadot’a top yaÄŸmuruna baÅŸladı ve 40 dakika içinde 300 top mermisi kibbutza düÅŸtü. UNTSO (BirleÅŸmiÅŸ Milletler AteÅŸkes Denetim Örgütü) bir ateÅŸkes yapılması yönünde giriÅŸimde bulundu; fakat Suriye, İsrail’in silahsız bölgedeki tarımsal faaliyetlerini durdurmayacağı sürece bu antlaÅŸmayı kabul etmeyeceÄŸini açıkladı.

11 Mayıs’ta İsrail’in DışiÅŸleri Bakanı Levi Eshkol, Kudüs’de Mapai parti mitinginde, 7 Nisan’da sınırlarda devam eden terörizme cevap olarak hava gücünü kullanmakta tereddüt etmedikleri ÅŸeklinde beyanda bulundu. Aynı gün İsrail delegesi Gideon Rafael, “meÅŸru müdaafa hakları”nı belirten bir mektubu Güvenlik Kurulu BaÅŸkanı’na sundu. 12 Mayıs Tel Aviv’deki yapılan yazılı bir açıklamada James Feron, bazı İsrailli liderlerin “sınırlı bir alanda Suriye’ye karşı acilen güç kullanılmasını gerektiren” bir karara vardıklarını rapor etti. Mayıs’ın baÅŸlarında İsrail kabinesi Suriye’ye karşı sınırlı bir hava saldırısına yeÅŸil ışık yaktı; fakat Rabin’nin büyük ölçekli ve sınırsız bir hava saldırısı ya da Ba’ath rejimini devirmek için öne sürdüÄŸü yeni isteÄŸi Eskhol tarafından reddedildi. Bowen’in raporuna göre:

12 Mayıs’da Uluslararası Basın'ın (UPI), haber ajanslarına gönderdiÄŸi rapor:’Yüksek bir İsrail kaynağının söylediÄŸine göre eÄŸer Suriyeli teröristler bugün, İsrail’in içine yaptıkları sabotaj saldırılarına devam ederse İsrail’in Damascus ordu rejimini devirmek için sınırlı bir askeri harekat düzenleme yönünde anlaÅŸtıklarını belirtti. Askeri gözlemciler böyle bir saldırının Suriye hükûmetini karıştıracağını ve savaşın kısa bir sürede biteceÄŸi yönündeydi. Arap dünyası kadar Batı da böyle bir varsayımı öne süren isimsiz kaynağın Rabin olduÄŸu yönünde hemfikirdi ve Rabin bu konuda ciddiydi. Aslında, ordu istihbaratın müsteÅŸarı olan Orgeneral Aharon Yariv’di ve bu hikâye tekrar yazılmıştı. Yariv “Suriye’nin tüm istila hareketlerinin dışında ve Åžam’ın fethi”nden söz etmiÅŸ olmasına raÄŸmen bu yöndeki iddiaların en gerçekçi açıklaması buydu. Fakat olumsuz durumlar peÅŸ peÅŸe geldi. Birçok insanın tansiyonu yükseldi ve sadece Araplar deÄŸil, İsrailliler de Suriye’ye karşı düzenlenmesi plânlanan böyle bir saldırının alışılmıştan daha büyük sonuçlara sebep olacağını düÅŸünüyordu.
Sınır olayları hat safhaya geldi ve hem siyasi hem de askeri alandaki bir numaralı Arap liderleri, İsrail’e misillemelerini durdurması yönünde çaÄŸrıda bulundu. Nasır hegomanyasındaki Mısır, daha sonraları Arap dünyasının merkezini elde etme yönünde giriÅŸimlerde bulundu. Sina’yı tekrar silahlandırma plânları ile birlikte Arap deklerasyonları tek bir birlik oldu. Suriye her ne kadar ani bir saldırı için hazırlık yapmasa da bu görüÅŸlerini Arap dünyası ile paylaÅŸtı. Sovyetler BirliÄŸi etkin bir ÅŸekilde Arap devletlerinin askeri gereksinimlerini karşıladı. 13 Mayıs’ta bir Sovyet istihbarat raporu Sovyetler BirliÄŸi BaÅŸkanı Nikolai Podgomy’ye ulaÅŸtı; ama bu istihbarat biraz gecikmiÅŸti. Rapora göre Mısır Yardımcı Bakanı Anwar Sedat, İsrail birliklerinin Suriye sınırı boyunca hareketlendikleri yönündeki istihbaratın yanlış olduÄŸu yönünde bir açıklamada bulunuyordu. Mayıs 1967’de, Suriye DışiÅŸleri Bakanı Hafız Esat: “Bizim kuvvetlerimiz böyle bir saldırıyı sadece geri püskürtmek için tamemen hazır deÄŸildir; ayrıca özgürlük hareketimizi baÅŸlatmak ve Arap yurdundaki Sionist varlığı da tamamen yok etmek için hazırdır... Suriye Ordusu’nun parmakları tetiktedir. Ben, askeri bir adam olarak savaşı bitirecek bir çatışmaya girme zamanımızın geldiÄŸine inanıyorum.” ÅŸeklinde bir söylemde bulundu.

BM Acil Müdahale Kuvveti’nin geri çekilmesi [deÄŸiÅŸtir]

16 Mayıs akÅŸamı saat 10’da, UNEF komutanı General Indar Jit Rikhye, BirleÅŸik Arap Emirlikleri’nin Savunma Bakanlığı’nda çalışan General Mohammed Fawzy’den bir mektup aldı. Mektupta ÅŸunlar yazıyordu: “Bilginize sunulur, tüm B.A.E. zırhlı birliklerine İsrail’e karşı yapılacak bir harekâta hazır olmaları için emir verdim. Her an herhangi bir Arap ülkesine karşı saldırı hareketi patlak verebilir. Bu talimatlardan dolayı birliklerimiz Sina’da doÄŸu sınırlarımızda zaten hazır. Sınırlarımız boyunca gözlem noktaları kuran tüm BM güvenliÄŸi adına, senin acilen tüm birliklerini geri çekme emri çıkartmanı rica ediyorum.” Rikhye, Genel Sekreter'e talimatlar için rapor vereceÄŸini söyledi.[17]

BM Genel Sekreteri U Thant Mısır hükûmeti ile görüÅŸmeyi kabul edeceÄŸini ekledi; fakat 18 Mayıs günü Mısır DışiÅŸleri Bakanı BM Acil Müdehale Kuvveti’nin içindeki birlikleri ile ulusları, Mısır ve Gaza Strip’in sınırlandırıldığını ve onların acilen orayı terk etmesi gerektiÄŸini söyledi. Mısır kuvvetleri UNEF(United Nations Emergency Force) birliklerinin kendi sınırlarına girmesini engelledi. Hint ve Yugoslav hükûmetleri U Thant’ın kararını önemsemeden UNEF’ten kendi birliklerini çekme kararı aldı. Bu olaylar meydana gelirken, U thant UNEF’in İsrail sınırlarına yeniden konuÅŸlanmasını önerdi; fakat İsrail bunu reddetti. UNEF askerleri ile Mısır’ın ilk saldırısını durdurmak istemesi yüzünden tartıştı.[18] Mısır’ın muvazzaf milletvekili bu olaylardan sonra U Thant’ı UNEF’in Sina ve Gazze Åžeridi’nde hazır bulunuÅŸunu sınırlandıracağı kararını verdiÄŸini söyleyerek bilgilendirdi. Ve geri çekilmenin mümkün olduÄŸunca gerçekleÅŸmesini istedi. 19 Mayıs’ta UNEF komutanı geri çekilmek için emir aldı.[19][20] Daha sonra Mısır baÅŸkanı Cemal Abdül Nasır Sina’ya tekrar askeri birliklerini konuÅŸlandırdı ve İsrail sınırındaki tanklar ve birlikler ile ilgilenmeye baÅŸladı.[21]

Tiran Boğazı [değiştir]

22 Mayıs’ta Mısır, Tiran BoÄŸazını “tüm gemilerin İsrail’e stratejik malzemeler” götürmeleri nedeniyle kapatacağını duyurdu ve 23 Mayıs’ta boÄŸazı tüm gemilere kapattı. Mısır Arap Cumhuriyeti, 18 Ocak 1951 yılında kabul edilen ve 17 Åžubat 1958’de son ÅŸeklini alan BM Deniz Konvansiyonu Kanunu’nun üçüncü maddesindeki koÅŸulda belirtilen yasaya uygun olarak 12 deniz mili geniÅŸliÄŸindeki deniz sahasına el koydu. Konvansiyonun 23 maddesi bu tür durumlarda gemilerin denetlenmesini emretmesi sebebiyle bu deniz sahasına doÄŸru yol almakta olan masum yolcuların haklarının denetlenmesi ve birtakım belgeler ile ön tedbirlerin böyle gemiler için ulusal antlaÅŸmalara uygun olarak yapılabilmesi ÅŸart koÅŸuyordu. Mısır Arap Cumhuriyeti, sözü geçen gemilerin denetlenebilme yetkesine sahip olduklarını ilân etti ve böyle uluslararası kararların sonuca ulaÅŸana kadar Mısır o gemilerin ve gemidekilerin denetçisi olmaya baÅŸladı.

BirleÅŸmiÅŸ Arap Cumhuriyetlerinin konumu boÄŸazda sadece 5 km geniÅŸliÄŸindeki bir alanda gemileri denetleme hakkına sahipti. Bu durum boÄŸazın büyük bir kısmını çevreleyen Mısır’ın gemileri denetleyebilmesi ve körfeze geçiÅŸlerin kontrolünü elinde tutması sebebiyle uzun süre tartışıldı. Nasır, “Bu durum altında biz Akabe Körfezine geçiÅŸler için İsrail flamalı gemilere izin verebilir miyiz?” ÅŸeklinde bir yakınmada bulundu. İsrail, Akdeniz’den yaptığı ticaretlerde en çok bu yolu kullanıyordu ve John Quigley’e göre İsrail bandıralı olmayan gemilerin Eliat limanında Haziran 1967’den önce iki yıldır kullanılıyor olması, Eliat’taki bu tür petrol gemilerinin önemli bir ihracat kaynağı olduÄŸunu gösteriyordu. Belirsizlik devam ediyordu ve buna raÄŸmen bazı İsrail bandıralı olmayan petrol gemileri bu yolu kullandı. Bu durum uluslararası bir dava haline dönüÅŸtü ve İsrail geçiÅŸlerin yasal olmadığını öne sürdü. Bundan önce 1957 yılında İsrail Sina ve Gazze’den geri çekilirken de casus belli ilan etmiÅŸti.

Arap devletleri İsrail’in boÄŸazdan geçiÅŸ haklarını kontrol etmesi yüzünden anlaÅŸmazlığa düÅŸmüÅŸtü. İsrail’e bu hakları saÄŸlayanan Karasuları ve Karasularına Yakın Bölgeler Konvansiyonu’nun 16ıncı maddesinin 4üncü fıkrasını görmezden geldiler. Bununla birlikte, karasularına geçiÅŸte tüm devletlerin gemilerdeki masum yolcuların haklarını düzenleyen yasanın uygulanması çok uzun bir süreçti. Mısır tutarlı bir ÅŸekilde bu yasalar altında yolcuların haklarını garanti altında tutacağını söylüyordu. Dahası, 1950’de Mısır, Sanafir ve Tiran’daki Suudi adalarını iÅŸgal ettiÄŸi zaman serbest geçiÅŸ yapan Amerikan yolcularını engellediÄŸi için ABD’nin “uluslararası hukuka uygun olarak” askeri yığınak yapabilmesine sebeb olmuÅŸtu. 1949’da Uluslararası Adalet Mahkemesi Arnavut Kralı, Korfu Nehri Davası’nda göz altına alınmıştı.

Mısır ve Ürdün [deÄŸiÅŸtir]

Ürdün harekâtı
İsrail hükümeti Mayıs ve Haziran ayları boyunca Ürdün’ü savaşın dışında tutmak için çalıştı. İsrail, çok yönlü saldırıdan endiÅŸeleniyordu ve Batı Åžeria’daki Filistin halkı ile uÄŸraÅŸmak zorunda kalmak istemiyordu. Hernasılsa, Ürdün Kralı Hüseyin İsrail milliyetçiliÄŸi içindeki dalgayı savaÅŸtan önce ortadan kaldırdı. Ve böylece 30 Mayıs’ta Filistin ile karşılıklı bir savunma antlaÅŸması imzaladı. Bu sebeple de Mısır ve Suriye arasında bulunan askeri birliklere katıldı. BaÅŸkan Nasır, ki birkaç gün önce Kral Hüseyin “emperyalist uÅŸağı” olarak çaÄŸrılıyordu, “Bizim temel görevimiz İsrail’in yıkımını gerçekleÅŸtirmek. Arap halkı savaÅŸmak istiyor.” ÅŸeklinde bir beyannâmede bulundu.

Nasır Arap devletleri tarafından geri döndürüldü ve İsrail’i Aqaba Körfezi’ne sürükledi. 1967 Savaşı öncesi bir karikatür. Al-Jarida Gazetesi, Lübnan.
Mayıs 1967’in sonunda, Ürdün kuvvetleri Mısır Generali Abdul Munim Riad’ın komutasına verildi. Aynı gün, Nasır “Mısır, Ürdün, Suriye ve Lübnan ordularının İsrail sınırlarında konuÅŸlanmalı. Mücadelenin onuru için Irak, Cezayir, Kuveyt, Sudan ve tüm Arap halkı hazırda bekliyor. Bu hareket tüm dünyayı ÅŸoke edecek. Bugün onlar Arap halkının savaÅŸa hazır olduÄŸunu bilecek. Kritik saat yaklaÅŸtı. Ciddi bir atak için belli bir seviyeye ulaÅŸtık; daha fazla bildiri için deÄŸil.” ÅŸeklinde bir beyanda bulundu. İsrail, Ürdün’ü savaÅŸa girmemesi için defalarca uyardı. Mutawi’ye göre, Hüseyin bir küstahlığın ikileminin boynuzları üzerinde enselendi: Ürdün’ü savaşın içine çekmek için izin verdi ve İsrail’in cevabını sert bir ÅŸekilde yüzüne çarptı. Savunma Bakanı General Sharif Zaid Ben Shaker bir basın toplantısında “EÄŸer Ürdün savaÅŸa katılmazsa, Ürdün’de bir sivil savaÅŸ patlak verecek.” ÅŸeklinde uyarıda bulundu.

İsrail’in kaygılı düÅŸünceleri Ürdün’ün kendi geleceÄŸini baÅŸlatması ile birlikte Batı Åžeria’ın Ürdün kontrolüne geçeceÄŸi yönündeydi. Bunun sonucunda Arap Kuvvetleri İsrail karasularından sadece 17 kilometre yakınına konuÅŸlandı. Bu noktadan yapılacak iyi koordine edilmiÅŸ bir tank saldırısı İsrail’i bir buçuk saat içinde ikiye bölebilirdi. Buna raÄŸmen Ürdün ordularının büyük olması Ürdün’ün yapacağı manevraların muhtemelen yeteneksizce gerçekleÅŸeceÄŸi anlamındaydı. Ülkenin diÄŸer Arap milletleri tarafından İsrail’e karşı yapılacak saldırılarda bir toplanma alanı olarak kullanılmasının tarihi hemen fark edildi. Batı Åžeria’dan yapılacak bir atak İsrail liderliÄŸine bir tehdit olarak göründü hep. Aynı zamanda birkaç diÄŸer Arap devleti İsrail sınırlarına konuÅŸlanmıyor, Irak, Sudan, Kuveyt ve Cezayir’e zırhlı mekanize ordularını ekliyordu.

SavaÅŸa giden yol [deÄŸiÅŸtir]

27 Mayıs 1967'de Arap ticaret birliÄŸine olan konuÅŸmasında Nasır "EÄŸer İsrail, Suriye veya Mısır'a saldırırsa bu bir genel savaÅŸtır ve Suriye ile Mısır sınırlarındaki noktalardan ibaret bir savaÅŸ olmayacaktır. SavaÅŸ bir genel savaÅŸa dönüÅŸecektir ve en büyük görevimiz İsrail'i yok etmektir." demiÅŸtir.

İsrail DışiÅŸleri Bakanı Abba Eban otobiyografisinde "Nasır silahlı bir savaÅŸa girmeyeceÄŸini düÅŸünmüÅŸtü. Onun amacı savaÅŸsız bir galibiyet kazanmaktı." yazmıştır. James Reston, 4 Haziran 1967 tarihli New York Times'da yayınlanan yazısında "Kahire savaÅŸ istemiyor ve savaÅŸa hazır deÄŸildir. Lakin çoktan savaÅŸ çıkma olasılığını kabullenmiÅŸ, olayın kontrolünü tamamen kaybetmiÅŸtir." demiÅŸtir.

Gazeteci Mike Shuster 2002 tarihli Amerikan Ulusal Devlet Radyosu'ndaki yazısında; savaÅŸtan önce bile İsrail'in kendisini yok etmek isteyen Arap ülkeleriyle çevrili olduÄŸu gerçeÄŸinin açık olduÄŸunu dile getirmiÅŸtir. Shuster bunu "Mısır; milliyetçi ve Arap Orta DoÄŸu'nun en güçlü ordusuna sahip Nasır tarafından yönetiliyordu. Suriye ise İsrail'i denize itmeye çalışan radikal Baas Partisi tarafından yönetiliyordu." diyerek açıklamıştır. İsrail'in provoke edici olarak gördüklerini ise kanalların İsrail'e kapatılması ve silahsızlaÅŸtırılması uygun görülen Sina Yarımadası'a asker çıkarılması olarak göstermiÅŸtir.

Diplomasi ve istihbarat [deÄŸiÅŸtir]

SavaÅŸan ordular [deÄŸiÅŸtir]

Savaşın başında Mısır, 160,000 askerinden 100,000'ini Sina Yarımadası'na yerleÅŸtirmiÅŸti. Bu 100,000 asker; Mısır'ın tüm kolorduları olan dört piyade, iki zırhlı ve bir mekanize kolordusundan oluÅŸuyordu. Ayrıca dört bağımsız piyade ve dört bağımsız mekanize tabur da bölgedeydi. Bu askerlerin üçte birinden fazlası Yemen iç Savaşı'nda da savaÅŸmış tecrübeli askerler, diÄŸer üçte biriyse rezerv kuvvetlerdi. Kuvvetler 950 tank, 1,100 ZPT ve 1,000'den fazla topa sahipti.[22] Aynı zamanda 15,000 - 20,000 arası Mısır askeri de Yemen'de savaÅŸmaktaydı.[23][24][25][26] Nasır'ın hedefleri konusundaki kararsızlığı, ordunun aldığı emirlere de yansımıştı. Genelkurmay Mayıs 1967'de operasyon planlarını dört kez deÄŸiÅŸtirmiÅŸ, her deÄŸiÅŸiklik askerler ve araçlar üzerine yeni yük bindiren bir yer deÄŸiÅŸtirmeye sebep olmuÅŸtu. Mayıs sonuna doÄŸru Nasır, genelkurmayı ikna ederek Kahir ("Zafer") adlı planı devreye soktu. Plana göre hafif piyadelerle ön cephede oluÅŸturulacak bir erken İsrail ilerlemesini zayıflatacak, arka hatlarda tutulacak büyük kuvvetler ise İsrail hücumu tanımlandığında karşı saldırıda kullanılacaktı. Ayrıca bu birlikler Sina'nın ileri defans hattını oluÅŸturacaktı.[27] Bu sırada, Nasır Mısır, Suriye ve Ürdün'deki seferberliÄŸin seviyesinin arttırılması ve İsrail'de baskıda bulunulması için de çalışmaktaydı.

Ürdün ordusunun toplam 55,000,[28] Suriye ordusunun ise 75,000 askeri vardı.[29]

İsrail ordusunun toplam asker sayısı, rezervler dahil olmak üzere 264,000 askerdi. Ancak bu rakam, rezervlerin sivil yaÅŸam için hayati mevkilerde bulunmaları sebebiyle eriÅŸilmesi çok zordu.[30] James Reston, New York Times'da 23 Mayıs 1967 yazısında, "Disiplin, eÄŸitim, moral, ekipman ve genel güç bakımından (Nasır'ın) ordusu ve diÄŸer Arap kuvvetleri, Sovyet yardımı olmadan İsrail'e denk deÄŸiller. (Nasır) Yemen'de 50,000 asker, en iyi generaller ve hava desteÄŸine sahipken bu küçük ve geri kalmış ülkede baÅŸarı saÄŸlayamadı, hatta Kongo asilerine yardım çabaları bile sonuçsuz kaldı."[31]

1 Haziran akÅŸamı, İsrail Savunma Bakanı MoÅŸe Dayan, İzhak Rabin ve Genel Kumandanlık, Güney Tugay Komutanlığı Generali Yeshayahu Gavish'ı çağırarak Mısır'a karşı planını sundu.

Rabin, Güney Komutanlığı'nın Gazze Åžeridi'ne dek savaÅŸarak ilerlediÄŸi, sonra bölgeyi ve halkını Mısır'a karşı Tiran Düzlükleri açılana dek rehine olarak tutacağı bir plan sundu. Gavish ise Mısır kuvvetlerinin Sina'da yok edilmesi için daha geniÅŸ bir plana sahipti. Rabin, Gavish'in planının tarafını tuttu, daha sonra Dayan da aynı anda Suriye ile çatışmaya girilmemesi ÅŸartıyla bu plana destek verdi.[32]

SavaÅŸ [deÄŸiÅŸtir]

Önleyici hava saldırısı [deÄŸiÅŸtir]

İsrail'in ilk ve en önemli hamlesi, Mısır Hava Kuvvetleri'ne karşı baÅŸlatılan önleyici hava saldırısıdır. Mısır Hava Kuvvetleri, Arap ülkelerinin hava kuvvetleri arasında açık ara ile liderdi. Tümü Sovyet yapımı ve görece yeni olan 450 savaÅŸ uçağı ve asker sayısı ile en büyük hava kuvvetiydi.

İsraillilerin ana hedefleri, İsrail ordu ve sivil merkezlerine ağır hasar verme kapasitesine sahip olan Mısır'a ait 30 Tu-16 “Badger” orta bombardıman uçağıydı.[33] 5 Haziran'da İsrail saatiyle 07:45'de tüm İsrail'de sirenler çalıştı ve İsrail Hava Kuvvetleri (İHK) Odak (Moked) Operasyonu'nu baÅŸlattı. Yaklaşık 200 operasyonel jetinden 12 tanesi hariç hepsi[34] İsrail'den havalanarak Mısır havaalanlarına saldırılarına baÅŸladıar.[35] Mısır'ın hava savunma sistemleri aşırı derecede zayıftı ve havaalanlarından hiçbirinde henüz bir saldırı karşısında Mısır savaÅŸ uçaklarını koruyacak zırhlı hangarlar yoktu.

İsrail savaÅŸ uçakları Mısır'a yönelmeden önce Akdeniz'e doÄŸru yol aldılar. Bu sırada Mısırlılar, mevcut hava savunma sistemlerini de kapatarak tamamen saldırıya açık hale geldiler, endiÅŸelendikleri nokta asi Mısırlı kuvvetlerin, MareÅŸal Amer ve Korgeneral Sidqi Mahmoud'un al Maza'dan bindikleri, Sina'nın merkezindeki Bir Tamada'ya yol alan uçağı vurmasıydı. Bu olay aslında bu saldırının sonucunu pek etkilememiÅŸtir, çünkü İsrail pilotları Mısır radar örtüsünün altında, gayet alçaktan uçmuÅŸlardı, bu irtifa Mısır'ın SA-2 karadan havaya füzelerinin bir uçağı düÅŸürebileceÄŸi irtifadan daha düÅŸüktü.[36]

İsrailliler karma bir saldırı stratejisi uyguladılar, bombardıman ve otomatik top atışlarıyla uçakları vururken asfalt parçalayan bombalarla da saÄŸlam kalmış uçakların havalanmasını engelleyerek daha sonraki israil dalgaları için kolay hedefler olmalarını saÄŸladılar. Saldırı beklenilenden de baÅŸarılı oldu. Mısırlılar tam bir sürprizle karşı karşıya kalmışlardı. Bu saldırıda neredeyse tüm Mısır Hava Kuvvetleri yok olmuÅŸ, İsrail Hava Kuvvetleri ise yalnızca görece küçük kayıplar vermiÅŸtir. 300'den fazla Mısır uçağı yok edilmiÅŸ, 100'den fazla Mısırlı pilot ölmüÅŸtür.[37] İsrailliler 19 uçak kaybetmiÅŸler, bu uçaklar da genellikle mekanik arızalar veya kazalar sonucunda düÅŸmüÅŸlerdir. Saldırı israil'e savaÅŸ sonuna dek hava üstünlüÄŸü saÄŸlamıştır.

SavaÅŸtan önce İsrail pilotları ve yer teknisyenleri, sortilerden dönen uçakların hızlı bir biçimde yeniden yüklenmesi için çalışmalar yapmışlar, bir uçakla günde dört sorti yapılmasını mümkün kılmışlardır. Arap hava kuvvetlerinde bu rakam günde bir veya iki sortidir. Bu çalışmalar İHK'nın Mısır'a bir çok saldırı dalgası yollamasını mümkün kılmış, Mısır Hava Kuvvetleri'nin üzerinde büyük bir üstünlük saÄŸlamıştır. Ayrıca bu durum, Arap ülkelerinde yaygın bir biçimde İsrail'e ABD ve İngiltere'nin destek verdiÄŸi izlenimi doÄŸurmuÅŸtur (AÅŸağıya bakınız). Arap hava kuvvetleri ise Pakistan Hava Kuvvetleri pilotlarınca desteklenmiÅŸtir.[38]

Mısır'ın önemli havaalanlarına yapılan ilk saldırı dalgalarının baÅŸarısının ardından İsrailliler Mısır'ın ikincil havaalanlarına ve Ürdün, Suriye ile Irak hava kuvvetlerine de benzer saldırılarda bulunmuÅŸlardır. SavaÅŸ boyunca İsrail Hava Kuvvetleri, tekrar kullanılır hale gelmelerini engellemek için havaalanlarına saldırılarda bulunmayı sürdürmüÅŸtür.

Gazze Şeridi ve Sina Yarımadası [değiştir]

Batı Şeria [değiştir]

The Jordan salient. June 5-7
Ürdün savaÅŸa girmeye isteksizdi. Bazı kaynaklar Cemal Abdül Nasır'ın savaÅŸ ortamındaki belirsizliÄŸi kullanarak Kral Hüseyin'i galip durumda olduÄŸuna ikna ettiÄŸini, Ürdün'ün de bu sebeple savaÅŸa girdiÄŸini belirtir. İddiaya göre Nasır, Mısır hava üslerine saldırıalrından geri dönen İsrail uçaklarının radar görüntülerinin, İsrail'e doÄŸru yol alan Mısır uçaklarına ait olduÄŸu söyleyerek Hüseyin'i ikna etmiÅŸtir. Batı ÅŸeria'da konuÅŸlanmış Ürdün tugaylarından biri Mısırlılarla baÄŸlantı kurmak amacıyla Hebron'a gönderilmiÅŸti. Hüseyin saldırmaya karar verdi.

SavaÅŸ öncesi Ürdün ordusu, 300 modern Batı tankına sahip, 11 tümen halinde örgütlenmiÅŸ 55,000 askerden oluÅŸmaktaydı. Bunlardan seçkin 40. Zırhlı Tümeni'ni de içeren 9 tümen (45,000 asker, 270 tank, 200 parça topçu) Batı Åžeria'da, kalan iki tümense Ürdün Vadisi'de konuÅŸlanmıştı.

Arap lejyonu uzun süreli görev yapan profesyonel askerlerden oluÅŸan, iyi ekipmanlı ve iyi eÄŸitimli bir orduydu. Ayrıca savaÅŸ sonrası İsrail brifinglerinde de Ürdün'lü üst düzey subayların profesyonelce hareket ettikleri, ancak İsrail hareketleri karşısında her zaman "yarım adım geride" oldukları söylendi. Küçük Ürdün Kraliyet Hava Kuvvetleri sadece İngiliz yapımı 24 adet Hawker Hunter avcı uçağından oluÅŸuyordu. İsraillilere göre bu uçaklar, İHK'nın en iyi uçakları olan Fransız yapımı Dassault Mirage III'lere denkti.[39]

Ürdün'ün Batı Åžeria'daki kuvveterine karşı İsrail yaklaşık 40,000 asker ve 200 tankı (8 tümen) savaÅŸa sürdü.[40] İsrail Merkezi Komuta güçleri beÅŸ tümenden oluÅŸuyordu. İlk ikisi Kudüs yakınlarında kalıcı olarak yerleÅŸmiÅŸ ve Kudüs Tümeni ile Harel Tümeni olarak adlandırılmışlardı. Mordechai Gur'un 55. paraÅŸütçü tümeni Sina Cephesi'nden çağırılmıştı. Bir zırhlı tümen Genelkurmay rezervi olarak ayırılmış ve Latrun bölgesine getirilmiÅŸti. 10. Zırhlı Tümen Batı Åžeria Bölgesi'nin kuzeyinde konuÅŸlanmıştı. İsrail Kuzey Komutanlığı, Korgeneral Elad Peled komutasında 3 tümenden oluÅŸan bir grubu Batı Åžeria'nın kuzeyindeki Jezreel Vadisi'ne yerleÅŸtirmiÅŸti.

İSK'nın stratejik planı,Ürdün cephesinde savunmada kalarak Mısır'a yapılacak harekata odaklanmaktı. Ancak 5 Haziran sabahında Ürdün kuvvetleri Kudüs bölgesine akınlarda bulunarak BM gözlemcilerinin bulunduÄŸu Hükümet Konağı'nı ele geçirdiler ve ÅŸehrin İsrail kontrolündeki batı kısmına çekildiler. Qalqiliya'daki askeri birimler Tel-Aviv yönünde ateÅŸ açtılar. Ürdün Kraliyet Hava Kuvvetleri ise İsrail havaalanlarına saldırdı. Hava ve topçu saldırıları küçük çapta hasara sebep oldu. İsrail kuvvetleri aceleyle Ürdün'e karşı Batı ÅŸeria'da karşısldırıya geçti. Aynı gün öÄŸleden sonra, İsrail Hava Kuvvetleri (İHK) saldırıları Ürdün Kraliyet Hava Kuvvetleri'ni yok etti. Aynı günün akÅŸamında ise, Kudüs piyade tümeni Kudüs'ün güneyine yol alırken, mekanize Harel ve Gur'un paraÅŸütçüleri ÅŸehri güneyden çevirdi.

6 Haziran'da İsrail birlikleri saldırıya geçti. Rezerv paraÅŸütçü tümeni Kudüs kuÅŸatmasını kanlı Mühimmat Tepesi Çatışması (Battle of the Ammunition Hill) ile tamamladı. Piyade tümeni Latrun'daki kaleye saldırdı ve gündoÄŸumu ile ele geçirerek Beit Horon'dan Ramallah'a doÄŸru ilerledi. Harel tümeni kuzeybatı Kudüs'deki daÄŸlık aranda ilerlemeyi sürdürerek İbrani Üniversitesi Scopus Dağı kampüsünü Kudüs ÅŸehrine baÄŸladı. Aynı akÅŸam tümen Ramallah'a vardı. İSK, Jericho'dan Kudüs'e destek amaçlı olarak yol alan Ürdün 60. Tümeni'ni bularak yok etti.

Kuzeyde Peled'in kuvvetlerinden bir tabur, Ürdün Vadisi'ndeki Ürdün savunmasını kontrol etmek için gönderildi. Peled'in birliklerinden biri Batı Åžeria'nın batı kısmını, biri Cenin'i ele geçirdi. Fransız yapımı hafif AMX-13 tanklarına sahip üçüncü bir kuvvet ise Ürdün'ün M48 Patton ana savaÅŸ tanklarıyla doÄŸuda çatışmaya girdi.

7 Haziran'da ağır çatışmalar oldu. Gur'un paraÅŸütçüleri Aslan Kapısı'ndan Kudüs'ün Eski Åžehri'ne girdiler, Batı Duvarı'nı ve Tapınak Dağı'nı ele geçirdiler. Daha sonra Kudüs Tugayı'ndan aldıkları destekle güneye ilerlediler ve Judea, Gush Etzion ile Hebron'u ele geçirdiler. Harel tugayı doÄŸuya doÄŸru devam ederek Ürdün Nehri'ne ilerledi. Batı Åžeria'da, Peled'in tugaylarından biri Nablus'u ele geçirdi; daha sonra Merkez Komuta'nın zırhlı tugaylarıyla birleÅŸerek kendileriyle eÅŸit sayıda ama daha ekipman olarak daha üstün olan Ürdün kuvvetleriyle çatışmaya girdi.

Daha önce olduÄŸu gibi, İsrail'in hava üstünlüÄŸü Arap ordularının hareketlerini kısıtladı. peled'in tugaylarından biri Ramallah'tan gelen Merkezi Komuta tugaylarına katıldı, kalan ikisi ise Merkezi Komuta'nın 10. tugayıyla beraber Ürdün Nehri'ni geçiÅŸlere karşı bloke etti. 10. Tugay nehri geçerek İsrail'in savaÅŸ mühendislerine köprüleri havaya uçurabilmeleri için koruma saÄŸlamış, daha sonra geri çekilmiÅŸtir.

Golan Tepeleri [deÄŸiÅŸtir]

Golan Tepelerindeki Çatışmalar ,9-10 Haziran
İsrail ordusuna karşı zafer elde edildiÄŸine dair hatalı raporlar ve yakında Tel Aviv’e girecek olan Mısır topçularının durumları Suriye’nin gönülsüzce savaÅŸa girmesine etki etti. Suriye’nin liderliÄŸi, hernasılsa çok dikkatli ve sakıngan ilerlemesi ile geliÅŸti ve Kuzey İsrail’i ele geçirmeye baÅŸladı. İsrail Hava Kuvvetleri, Mısır’daki görevini tamamladığı zaman sürpriz bir ÅŸekilde Suriye Hava Kuvvetlerini yok etmek için geri döndü. Suriye, İsrail kuvvetlerinin Mısır’ı neredeyse tamamen yok etmekte olduÄŸunu anladı. 5 Haziran gecesi, İsrail hava saldırıları Suriye Hava Kuvvetleri’nin üçte ikisini yok etti ve İsrail Hava Kuvvetleri, Suriye’nin geriye kalan kuvvetlerini daha savaÅŸamadan uzaktaki hava üslerine doÄŸru çekilmeye zorladı. Küçük bir Suriye gücü Tel Dan’daki su kaynağını ele geçirmeye çalıştı. Birkaç Suriye tankının Ürdün Nehrinde battığı rapor edildi. Her durumda, Suriye komutasının bir kara atağı ümitleri yok oldu ve bunun yerine Hula Vadisindeki İsrail kasabalarını savunmayı tercih etti.

7 ve 8 Haziran bu ÅŸekilde geçti. Bu arada İsrail’de Golan Tepelerinin iÅŸgâl edilmesi yönünde bir tartışma sürüyordu. Askeri öneriler yüksek tepelerde kuvvetlice konuÅŸlanmış olan düÅŸmanı püskürtmenin yüksek maliyetli olacağı yönündeydi. Golan Tepelerinin batı tarafı Galilee Denizinden 500 metre yüksekte bulunan bir dik kayalıktan oluÅŸuyordu ve Ürdün Nehri birazcık bataklığımsı bir plato oluÅŸturuyordu. Moshe Dayan böyle bir harekâtın 30,000’in üzerinde bir kayıpla sonuçlanacağına inanıyordu ve bu fikri ÅŸiddetlice reddetti. DiÄŸer taraftan Levi Eshkol, Golan Tepelerinin Kuzey Komutanlığı olabilmesi yönünde harekâta olumlu bakıyordu. David Elazar’ın operasyon için zalimce içtenliÄŸi vardı ve harekâtın Dayan’ın isteksizliÄŸini yok edeceÄŸinden emindi. Sonunda Güney ve Merkez kuvvetlerdeki tehditler bu olaylar sırasında tamamen temizlendi. Moshe Dayan bu fikir için daha da istekli olmaya baÅŸladı ve otoritesini harekât için kullandı.

Suriye Ordusu, 9 tugayda 75,000 askerden oluÅŸuyordu ve yeterli bir topçu ve zırhlı birliÄŸi tarafından destekleniyordu. İsrail kuvvetleri iki köprüyü savaÅŸ sırasında merkezde kullandı. Golan Tepelerinin tek savaÅŸa uygun yeri doÄŸudan batıya doÄŸru uzanan birkaç kilometrede bir kesiÅŸen daÄŸlık bayırlardı ve yolların eksikliÄŸi içinde general hem doÄŸu – batı yönünde ilerleyen kuvvetlerini hem de kanat desteÄŸinden mahrum birimlerini sınırlamak için alan içinde kanal açtı. Böylece İsrailliler Golan sırtlarındaki üslerine kuzey ve güney hattı boyunca hareket edebildi. İsrail’in bir avantajı da Eli Cohen tarafından yönetilen Mossad’ın Suriye savaÅŸ konumları hakkında mükemmel ve zekice istihbarat bilgileri toplamasıydı.

Suriye topçu birliklerine dört gün boyunca aralıksız saldıran İsrail Hava Kuvvetleri tüm kuvvetleri ile birlikte Suriye konumlarına saldırı emri aldı. İyi korunmuÅŸ toplar çoÄŸunlukla hasar almadı ve Suriye 9 tümeninden 6’sı ile Golan Platosunda kalarak yeteneksizce bir savunma için hazırlanmaya baÅŸladı. 9 Haziran akÅŸamına kadar dört İsrail tugayı platoya doÄŸru ilerledi. Orada bu dört tugay yeniden konuÅŸlanabilir ve destek alabilirdi.

Ertesi gün 10 Haziran’da merkez ve kuzey birlikleri platoda bir kıskaç hareketi içine katıldı; fakat bu onları Suriye kuvvetlerince terk edilen boÅŸ bir araziye sürükledi. Elad Peled tarafından birleÅŸtirilen birkaç birlik güneyden Golan’a tırmandı ve sadece neredeyse tamamen terk edilmiÅŸ Suriye birlikleri buldular. Gün boyunca, İsrail birlikleri kendi konumları ve batıya doÄŸru uzanan volkanik tepelerde bir hat arasında manevra yapabilecek bölümler elde ettikten sonra durdular. DoÄŸuya doÄŸru uzanan arazi sade bir ÅŸekilde bataklığımsıydı. Bu konum daha sonra Mor Hat olarak bilinen Son-AteÅŸ Hattı’nın baÅŸlangıcı olmaya baÅŸladı.

Hava savaşları [değiştir]

Altı Gün Savaşı sırasında, İsrail Hava Kuvvetleri, özellikle çöl meydanındaki modern hava savaÅŸları ile hava üstünlüÄŸünün önemini ispatladı. İsrail Hava Kuvvetleri’nin ilk hava saldırılarını takiben, gün doÄŸumu ile birlikte (güneÅŸi arkaya almak önemli bir taktik hava saldırı imkânı tanımaktadır) yapılan hava saldırıları Arap hava kuvvetlerininin saldırılarını engelleyebilir ve aralıksız yapılan saldırılar ile Arap hava kuvvetlerine rahat vermeyebilirdi. Ayrıca kendi hava üstünlüklerinin tüm cephelerin üstünde olduÄŸunu kabul ettirebilirdi. Bu daha sonra taktik destek harekâtlarını desteklemek amacıyla yapılan ilk atağınının stratejik etkisini kabul ettiriyordu. Bu konu Jericho yakınında bulunan Ürdün 60ıncı zırhlı tugayının ve Ürdün’den İsrail’e saldırması için gönderilen Irak zırhlı tugayının sonu anlamındaydı.

Bu tezatlık içinde Arap hava kuvvetleri hiçbir zaman etkili bir saldırı gerçekleÅŸtirmeyi beceremedi. Ürdün avcı uçakları ve Mısır Tu-16 bombaardıman uçaklarından oluÅŸan saldırılar savaşın ilk iki günü içinde İsrail saldırıları ile birlikte gerçekleÅŸti ve Mısır bombardıman uçakları İsrail uçakları tarafından düÅŸürüldü. Ayrıca Ürdün avcı uçakları daha havalanamadan yerde imha edildi.

İsrail’in hava zaferine katkıda bulunan diÄŸer önemli bir etken ise daha önce İsrail Hava Kuvvetleri’nin kazandığı zaferlerin Arap pilotlar için bir moral bozukluÄŸu yaratmasıydı. Bu yüzden birçok Arap pilotu İsrail’e sığındı. Ayrıca İsrail pilotlarının sığınmacılarla birlikte elegeçirdiÄŸi MiG’ler ile yaptığı test uçuÅŸları düÅŸmanları karşısında büyük bir avantaj saÄŸladı. Dikkate deÄŸer Arap sığınmaları ÅŸunlardı:

  • Iraklı Yzb. Münir Redfa’ın hatası, 3 MiG-21 ve en az 8 MiG-17F Cezayir pilotunun İsrail el-Arish Hava Üssü'e yanlışlıkla uçakları ile birlikte indikten sonra İsrail tarafından ele geçirilmesiydi. Ele geçirilen bir Cezayir pilotu geri kalan pilotlar evlerine geri gönderilirken batıda politik sığınmayı teklif etti.
  • 19 Haziran 1964 günü, Mısırlı pilot Mahmud Abbas Hilmi Yakovlev Yak-11 eÄŸitim uçağı ile el-Arish Hava Üssü’nden İsrail’deki Hatzor’a kaçtı.
  • 1966’da, Iraklı Yzb. Münir Redfa Mig-21’i ile İsrail’e uçtu. İki yıl sonra İsrail bir MiG-21 ve iki MiG-17F’yi, MiG-21’ler için “Have Donut” ve MiG-17’ler için “Have Drill” olan kod adlarıyla deÄŸerlendirilmesi için Amerika BirleÅŸik Devletleri’ne verdi.
  • Yzb. Münir Redfa’nın ilticası devam ederken, en az iki Irak pilotu MiG-21’leri ile Ürdün’e sığınmıştı. Ürdün bu pilotlara politik sığınma teklif etmesine raÄŸmen Irak’taki hava üslerine geri döndüler.
  • 1965 yılında bir Suriyeli pilot MiG-17F’si ile birlikte İsrail’e sığındı.
6 Haziran’da, savaşın ikinci gününde, Kral Hüseyin ve Nasır Amerikan ve İngiliz uçaklarının İsrail saldırılarına katıldığını duyurdu. Bu hernekadar Batı’da ciddiye alınmasa da suçlamaları “Büyük Yalan” olarak gizli bir ÅŸekilde hükûmet yetkililerine gönderildi. Ayrıca duyurular Sovyetler BirliÄŸi tarafından bir medya patlamasına sebeb oldu ve Arap dünyasında anti-Amerikan karşıtlığını körükledi. 8 Haziran’da İsrail, Nasır ve Hüseyin arasında geçen ve uydurma Amerikan – İngiliz saldırı duyurularını yayınlama kararını içeren telefon görüÅŸmesinin iddia edildiÄŸi bir ses kaydı yayınladı. Haziran ayında Kral Hüseyin daha sonra bu saldırı iddialarını yalanlamasına karşın o gün Arap dünyasındaki haberciler, İsrail zaferine Amerikan askeri katılımın var olduÄŸu yönündeki savunmalarını sürdürdüler.

Deniz Savaşları [değiştir]

Denizdeki savaÅŸ epey kısıtlıydı. İki tarafın da deniz harekatlarını birbirlerinin gözlerini korkutmak için yaptıkları biliniyordu. Ama iki taraf da denizde sıcak savaÅŸa girmekten kaçındı. Sonuç getiren iki deniz harekatı ise altı İsrail gemisinin İskenderiye limanına saldırması(bir mayın gemisi batırıp ele geçirildiler) ve hafif İsrail savaÅŸ gemilerinin 7 Haziran'da güney Sina Yarımadası'nda bir yerleÅŸim birimini ele geçirmesiydi.

8 Haziran'da, İsrail hava ve deniz kuvvetleri Mısır denizsularının 13 mil dışında bulunan USS Liberty gemisine saldırıp gemiyi batırarak ağır hasara sebep oldular. İsrailOlayın gerçek boyutu hala tartışılıyor ama ABD özürü kabul etmiÅŸ durumda.

Çatışmanın sonucu ve savaÅŸ sonrası durum [deÄŸiÅŸtir]

İsrail'in Golan tepelerinde elde ettiÄŸi nihai zaferin ertesinde ateÅŸkes imzalandı. Bu antlaÅŸmada İsrail; DoÄŸu Kudüs, Golan Tepeleri, Gazze Åžeridi ve Sina Çölü'nü ele geçirdi. 68 bin 300 kilometrekarelik bir alanı, Ürdün, Suriye ve Mısır topraklarını iÅŸgal eden İsrail sınırlarını altı günde ikibuçuk kat geniÅŸletmiÅŸ oldu. BirleÅŸmiÅŸ Milletler kararlarına raÄŸmen de İsrail bu toprakları elinde tutmaya devam ediyor. Kudüs, hiç bir devlet tanımasa da sonsuza kadar ve bölünmez baÅŸkent ilan edildi.

İsrail bölgede gücünü ispatlarken bölgedeki günümüz Amerikan hegomanyası da ÅŸekillenmeye baÅŸladı. Pan Arabizm çöküÅŸü baÅŸladı. Bu savaÅŸtan sonra Arap politikası da tamamıyla deÄŸiÅŸti. Artık İsrail’i yok edemeyeceÄŸini anlayan Arap ülkeleri Pan Arabizmi terk etti. Her ülke İsrail’e kaptırdıkları toprakları geri almanın ayrı ayrı peÅŸine düÅŸtü.

İSK'nın Mısır'lı savaÅŸ esirlerini öldürdüÄŸü iddiaları [deÄŸiÅŸtir]

SavaÅŸtan sonra İsrail'de silahsız Mısırlıların öldürüldüÄŸüne dair ulusal bir tartışma baÅŸladı. Bazı askerler silahsız mahkumların infaz edildiÄŸine tanık olduklarını belirttiler. Yedioth Ahronoth gazetesinden Gabby Bron beÅŸ Mısırlı mahkumun öldürüldüÄŸüne ÅŸahit olduÄŸunu söyledi.[41] Michael Bar-Zohar üç Mısırlı savaÅŸ esirinin bir aÅŸçı tarafından öldürüldüÄŸünü söyledi,[42] ve Meir Pa'il, askerlerin savaÅŸ esirlerini veya Arap sivillerini öldürdüÄŸüne dair birçok olaydan haberdar olduÄŸunu belirtti.[43] Askeri tarihçi Uri Milstein'ın iddiasina göre teslim olmak için ellerini kaldırmış Mısır askerlerinin İsrail bölüklerince öldürüldüÄŸüne dair birçok olay olmuÅŸtur. Milstein, "Bu resmi bir politika deÄŸildi, fakat atmosfer gereÄŸi bunu yapmak kabul edilebilir bir hareketti" dedi. "Bazı komutanlar bunu yapmayı tercih etti, bazılarıysa etmedi. Ama bu herkezce biliniyordu."[44] Çöle kaçan Mısırlı askerlerin vurulduÄŸuyla ilgili iddialar ise savaÅŸ sonu raporlarında tasdiklendi. İsrailli tarihçi ve gazeteci Tom Segev'in "1967" isimli kitabında bir askerin "bizim askerlerimiz kaçanları bulup ateÅŸ etmek için gönderildi. Bu bir emirdi, onlar kaçmaya çalışırken bunlar yapıldı" dediÄŸi görülür.[45]

New York Times'ın 21 Eylül 1995 tarihli nüshasına göre, Mısır hükümeti Sina'daki El AriÅŸ'te içinde 1967'de İsrailli askerlerce öldürülmüÅŸ 30 ila 60 Mısırlı askerin bulunduÄŸu sığ bir toplu mezar buldu. İsrail bu konuyu Mısırla konuÅŸmak için DışiÅŸleri Bakanı Yardımcısı Eli Dayan'ı görevlendirdi. Dayan, Mısır ziyaretinde, ölen askerlerin ailesine tazminat ödemeyi teklif etti fakat bu iÅŸin sorumlularının "20 yıllık zaman aşımı" kuralı gereÄŸi bulunamayacağını bildirdi. Mısır'ın Al Shaab gazetesinin iddialarina göre İsrail'in Kahire elçisi David Sultan bu savaÅŸta 100 Mısırlı mahkumu öldürmüÅŸtü, bu sebeple görevi bırakması davetinde bulunmuÅŸtu; İsrail ElçiliÄŸi ve DışiÅŸleri bakanı Sultan'ın bu savaÅŸta yer aldığına dair kesin bir belgenin bile bulunmadığını dile getirdi.[46]

SavaÅŸ sırasında UNEF tarafından leyazon sorumlusu olarak bölgeye gönderilen birliklerde bulunan Yugoslav YüzbaÅŸları Milovan Zorc ve Miobor Stosic, İsrail'in savaÅŸ esirlerini öldürdüÄŸüne dair ÅŸüpheleri olduÄŸunu söylediler. Onlara göre, eÄŸer El-AriÅŸ'te İsrail 250 Mısırlı savaÅŸ esirini öldürdüyse bundan haberleri olurdu.[47]

İSK'den çıkan 11 Haziran 1967 tarihli belgeye göre, esirlerin durumuyla ilgili yeni emirler çıkarılması gerekliliÄŸi duyuldu: "Hazırdaki emirler çeliÅŸkili olduÄŸu için yeni baÄŸlayıcı talimatlar: a)Teslim olan asker ve sivillere hiçbir ÅŸekilde zarar verilmemelidir. b)Silah taşıyan ve teslim olmayan her akser ve sivil öldürülecektir... Bu emirlere uymayan askerler ciddi ÅŸekilde cezalandırılacaktır. Bu emirler tüm İSK askerlerine ulaÅŸmalıdır."[48]

İsrailli kaynaklara göre 4338 Mısır askeri esir alınırken 11 İsrail askeri Mısır'a esir düÅŸmüÅŸtür. Esirlerin deÄŸiÅŸ tokuÅŸu 23 Ocak 1968'de tamamlanmıştır.[49]

ABD ve İngiliz çatışma yardımı iddiaları [deÄŸiÅŸtir]

George Lenczowski'ye göre, en erken 23 Mayıs'ta, OrtadoÄŸu'ya silah ambargosu uygulanmasına raÄŸmen BaÅŸkan Johnson gizlice İsrail'e çeÅŸitli silah yardımları yapılması için onay vermiÅŸtir.[50]

Stephen Green ise kitabında ABD'nin, geceleyin Mısır kara kuvvetlerinin yerini belirleyip sabahına İsrail uçaklarının onları vurmasıyla avantaj saÄŸlaması için bölgeye istikÅŸaf uçakları gönderdiÄŸini yazmıştır.[51] Richard Parker bunu inkar edip sadece bir kiÅŸinin ÅŸahitliÄŸini yaptığı uydurma bir haber olduÄŸunu belirtti.[52]

Savaşın ikinci gününde Arap medyası Amerikan ve İngiliz bölüklerinin İsrail'in yanında savaÅŸtığını belirten haberler sundu. Kahire Radyosu ve hükümetin gazetesi Al-Ahram çeÅŸitli iddialarda bulundu. İddialardan bazıları ÅŸunlardır: Uçak gemilerinden kalkan ABD ve İngiliz uçakları Mısır'a karşı sortiler düzenledi; Libya'daki Amerikan Wheelus Hava Üssü'nden kalkan uçaklar Mısır'ı vurdu; Amerikan casus uyduları İsrail'e görüntüler sundu. Nasır döneminde "Al-Ahram"ın yöneticiliÄŸini yapan Mohamed Hassanein Heikal da El Cezire kanalında benzer iddialarda bulundu. Muammer Kaddafi'nin Libya hükümeti de bu iddiaları onayladı. ABD ve İngiltere bu iddiaları ne kabul etmek ne de inkar etmek için pek çaba sarfetmedi. Benzer iddialar Åžam ve Amman Radyolarından da yapıldı. Mısır medyası Kral Hüseyin'in İngiliz uçaklarını radarda kendi gözleriyle gördüÄŸünü söyledi.

Arap dünyası dışında ABD ve İngiltere'nin savaÅŸa karışma ihtimali pek ciddiye alınmadı. İngiltere, ABD ve İsrail suçlamaları yalanladı. İsrail, Mısır ve Ürdün telefon hatlarına girmeyi baÅŸardı. Bundan iki gün sonra gerçekleÅŸen Nasır ve Ürdün Kralı Hüseyin arasında geçen telefon konuÅŸması 8 Haziran'da İsrail tarafından ortaya çıkarılınca Mısır'ın prestiji daha da azaldı.[53]

 

  « Nasır: ...ABD'yi de ekliyelim mi? Bundan haberiniz var mı, ABD'nin İsrail ile iÅŸbirliÄŸi yaptığını bildirelim mi?
Hüseyin: Alo. Duymuyorum, baÄŸlantı berbat - Sizin ile Kral'ın konuÅŸtuÄŸu Kraliyet Sarayı hattı kötü.
Nasır: Alo, ABD ve İngiltere mi diyeceğiz yoksa sadece ABD mi?
Hüseyin: ABD ve İngiltere
Nasır: İngiltere'nin uçak gemileri var mı?
Hüseyin: (Cevap anlaşılmıyor).
Nasır: İyi. Kral Hüseyin anons yapacak ve ben anons yapacağım. TeÅŸekür ederim... Majesteleri Amerikan ve İngiliz mevcudiyetiyle ilgili anons yapacak mı?
Hüseyin: (Cevap anlaşılmıyor).
Nasır: İnÅŸallah, diyorum ki Amerikan ve İngiliz uçak gemilerindeki uçaklar bize karşı yer aldığına dair ben anons yapacağım ve siz anons yapacaksınız ve Suriye'nin de anons yaptığını göreceÄŸiz. Anonsu yayınlayacağız, bunun üzerinde vurgu yapıp amacımıza ulaÅŸacağız. »
   
Savaşın hemen ardından Arap ordularının yenilgisinin büyüklüÄŸü ortaya çıkmaya baÅŸlayınca İsrail zaferinin arkasındaki Amerikan ordularının desteÄŸi konusunda Arap liderleri arasında farklılıklar belirdi. 9 Haziran 1967'de Nasır'in (kabul edilmeyen) istifa konuÅŸmasında ÅŸunları söylemiÅŸtir:

 

  « DüÅŸman sahillerinde, düÅŸmanın savaÅŸ çabalarına yardım eden Amerikan ve İngiliz uçak gemilerinin varlığı müspettir. Ayrıca, İngiliz uçakları, gün ışığında Suriye ve Mısır cephelerine saldırdı, bunun yanı sıra Amerikan keÅŸif uçakları pozisyonumuzu ifÅŸa etti... Abartmadan diyebiliriz ki, düÅŸmanımız hava kuvvetlerinin normal gücünün üç katı büyüklüÄŸünde hareket etti. »
   
Fakat, Kral Hüseyin, sonradan Amerikan ordu desteÄŸinin varlığını inkar etti. 30 Haziran'da New York'ta, savaÅŸta "Amerikan ve de İngiliz uçaklarının yer almadığı" konusunda "tamamen ikna olduÄŸunu" belirtmiÅŸtir.[54] Eylül ayında The New York Times'da çıkan habere göre Sudan'da Hartum Çözümü konusunda bir araya gelen Arap liderlere özel olarak görüÅŸen Nasır önceden sunduÄŸu iddiaların asılsız olduÄŸunu belirtmiÅŸtir.[54]

Yalnız İsrail ile savaÅŸmaktan ziyade Arapların Amerikan ve İngiliz ordularıyla da savaşıyor olma iddiası Arap dünyasında itibar kazandı. Konuyla ilgili Cidde'deki İngiliz temsilci ÅŸunları söyledi:

 

  « BaÅŸkan Abülnasır'ın iddiaları... radyo dinleyen veya basını takip eden Arap nüfusu tarafından kuvvetle inanıldı... Bunu inkar ettiÄŸimiz yayınlarımız az kiÅŸi tarafından duyuldu ve inanılmadı. Basın ve yayın kuruluÅŸları inkarlarımıza yer vermedi. Bize karşı dostane davranan yüksek eÄŸitim almış kiÅŸiler dahi bu iddiaların doÄŸruluÄŸuna ikna oldu. Kıdemli dış iÅŸleri yetkilileri, sunduÄŸumuz resmi yazılı ve sözlü yalanlamalarımıza inandıklarını söyledilerse de ÅŸüpheyle yaklaÅŸtılar. Bence bu durum Arap dünyasındaki prestijimizi ciddi bir ÅŸekilde sarstı, gelecekte de devam etmek üzere bize karşı ÅŸüphe duymaya baÅŸladılar... Araplar küçük düÅŸürülerek yenildiÄŸi için doÄŸal olarak konuyla ilgili hassaslar, bundan sonra yapacağımız yalanlamalar onların inancını kırmayacağı gibi bunu daha da alevlendirecektir. »
   
SavaÅŸtan çok sonra dahi Mısır hükümeti ve gazeteleri İsrail, BirleÅŸik Krallık ve BirleÅŸmiÅŸ Devletler ile gizli anlaÅŸmalar içinde olduÄŸu iddialarını sürdürdü. Bu durum Al-Ahram gazetesinde ve Kahire Radyosu'ndan yayın yapan Mohamed Heikal'ın programlarında eÅŸ zamanlı olarak devam etti. Heikal savaşın "sırlarını" ifÅŸa etmeye çalıştı. Yayınlarında kaynak, belge ve fikirlerini sundu. Heikal'in düÅŸüncesi açıktı: gizli ABD - İsrail birliÄŸi Suriye ve Mısır'a karşı kurulmuÅŸtu.

İsrail'li tarihçi Elie Podeh'in anlattıklarına göre: "Tüm 1967 sonrası [Mısır] tarih kitaplarında İsrail'in İngiltere ve ABD'nin desteÄŸiyle savaÅŸ açtığı iddiasını tekrarladı. Anlatılarda 1967 savaşıyla Arap dünyasını kontrol etmeye çalışan eski emperyalist çabalar arasında baÄŸ kurulup İsrail emperyalist olarak resmedildi. Bu mükerrer uydurma hikaye, bazı küçük farklılıklarla, okul tarih kitaplarında yer alıp gizli iÅŸbirliÄŸi konusu Mısır öÄŸrencilerinin beyinlerine iÅŸlendi."

Sıradaki örnek Abdallah Ahmad Hamid al-Qusi, Al-Wisam fi at-Ta'rikh kitabından alıntıdır:[55]

 

  « BirleÅŸik Devletlerin rolü: İsrail savaÅŸta tek başına deÄŸildi. Yüzlerce gönüllü, pilot, Mısır üslerinin resmini çeken, savunma ekipmanlarını tıkayan, Mısır emirlerini dinleyip bu bilgileri İsrail'e sunan casus ekipmanlı askeri görevliler vardı. »
   
Six Days of War yazarı tarihçi Michael Oren'in iddiasına göre Arap liderlerin yalan iddiaları yaymasının sebebi Sovyet desteÄŸini garantiye almaktı.[56] SavaÅŸ sonunda İsrail zaferinin büyüklüÄŸü ortaya çıkmaya baÅŸlayınca, öncede yapılan bu iddialar sayesinde Nasır ve diÄŸer Arap liderler suçlanmaktan kurtuldu. Bu iddialar doÄŸrultusunda petrol üreten Arap ülkeleri İngiltere ve ABD'ye ambargo uygulamaya karar verdi.

Altı Arap ülkesi ABD ile diplomatik baÄŸlarını kesti ve Lübnan elçisini geri çağırdı.[57] Genel açıdan, Altı Gün Savaşı OrtadoÄŸu'da anti-Amerikan radikalliÄŸini, solcu ve dinci hareketleri ve anti-Amerikan terörizmi sürecini hızlandırdı. Hatta, bu durum Arap dünyasının ötesine geçip İran, Pakistan ve diÄŸer üçüncü dünya ülkelerinin Amerikan karşıtı tavırlarını belirledi.[58]

ABD ve İngiliz çatışma dışı yardımları [deÄŸiÅŸtir]

1967 yılında USS Independence Amerikan 6'ncı Filosu ile birlikte görevde
1993 yılındaki bir röportaj, Johnson BaÅŸkanlık Kütüphanesi tarih arÅŸivlerinde bulunan BirleÅŸmiÅŸ Devletler Savunma Sekreteri Robert McNamara tarafından bir savaÅŸ gemisi grubunu açığa çıkardı. Cebelitarık yakınlarında eÄŸitimde olan 6'ncı Filo, DoÄŸu Akdeniz'de İsrail’i savunmak için yeniden konuÅŸlanıyordu. Bakanlar Kurulu ÅŸunu düÅŸündü: İsrail'de durum o kadar gergin ki, belki Suriyeliler, İsrail'in onlara saldıracağından korkuyorlardı ve Rusların desteklediÄŸi Suriyeliler güç dengesini yeniden oluÅŸturmak isteyip İsrail'e saldırabilirdi. Sovyetler bu konuÅŸlanmayı çok geçmeden öÄŸrendiler ve doÄŸal olarak saldırı konumuna geçtiler. Sovyet BaÅŸbakanı Alexei Kosygin Amerika’yı "kırmızı telefon"dan arayarak bu tür olayların iki ülke arasında savaÅŸa sebep olacağını söyleyerek tehdit etti.

1983 yılında “Boston Globe” ile yapılan bir röportaj “McNamara: ‘Biz lanet olası bir savaÅŸa yakınız.’ ÅŸeklinde bir iddiada bulundu.” yönündeydi. O, Kosygin’in Akdeniz’deki bir savaÅŸ gemisini geri göndermek zorunda kalması yüzünden sinirli olduÄŸunu söyledi. McNamara bu krizin nasıl çözüldüÄŸünü açıklamadı.

“Altı Gün” adlı kitabında seçkin BBC habercisi Jeremy Bowen, 4 Haziran 1967’de İsrail gemisi Miryam’ın makineli tüfekler, 105 mm’lik tank mermileri ve zırhlı araçlar ile birlikte Felixstowe’dan ayrıldığını iddia ediyordu. Ayrıca kriz baÅŸladığından beri birçok sevkiyat ile birlikte İngiliz ve Amerikan envanterlerinin gizlice gönderildiÄŸini iddia ediyordu. Bununla birlikte İsrail lojistik uçakları Lincolnshire’da ve RAF Waddington’un dışında mekik dokuyordu. Bowen, Harold Wilson’un Eshkol’a yazdığı yazılarda çok uzak yerlerden gelen gizli yardımların sürmesinden memnun olduÄŸunu iddia ediyordu.

Facebook Facebook Digg Digg Google Google Del.icio.us Del.icio.us
Diğer Haber Fırtına Yazıları
Bütün Yorumları görmek için tıklayınız!

ANKET
Sizin Kahramanınız
Ben10
Superman
Heman
Cin Ali
Kara Murat
Captain America
Diger anketlerimiz için tıklayın...
Yol Durumu

iddaa    Tekzip   
© Copyright 2010 Baba haber ve koca kafalar fanları buluşma noktası Koca kafa bulteni Full haber
Her hakkı ucretsizdir paylasımlarınızda Turke yakışır davranınız.